Psikoloji

Hastane Odası

311 numaralı odanın yarı açık penceresinden hastanenin giriş kısmını görebildiğim için şanslıyım.

311 numaralı odanın yarı açık penceresinden hastanenin giriş kısmını görebildiğim için şanslıyım. Senelerdir hastane odalarına aşikar biri olarak ön tarafa bakabilmenin nasıl bir nimet olduğunu gayet iyi biliyorum. Hastane odasındaki ilk gün tavandaki bütün çatlakların gidiş yolu ezberlenir,2.gün zemindeki döşemeler incelenir kaç kalebodur döşenmiş ,duvar kısmında kaç tanesi yarım kalmış sayılır ve 3.gün kapıdaki tıkırtılara kulak kabartılıp eğer ön tarafı gören odadaysan gelen giden izlenirdi. Hastane günlerinin ilk günleri böyle geçerdi ya da belki de bunlar benim oluşturduğum hastane kurallarıydı. Güneş kendini göstermeye başlamıştı, geçen sene bu zamanlar daha soğuktu , annemin yoğun bakım günleriydi, oradan hatırlıyorum. Dalgınlığımdan odada birinin olduğunu unuttuğum aklıma geldi ,Gözlerini üzerimde hissedince en azından bir teşekkür edebileceğimi düşündüm. -Gürbüz abi ,çok sağol , her gün işinin arasında nasılsın diye sormadan geçmiyorsun. Hastane konusunda seni dinlemekle iyi ettim bizimkilere güvenip daha donanımlı diye Çorlu’da kalsaydım eminim arayıp soran olmayacaktı ,hakkını ödeyemem.
 – Bahar komşu komşunun külüne muhtaçtır derler ,böyle şeylere kafa yorma ,istirahatine bak ,buradan çıkabilmek için öncelikle düşüncelerini iyileştirmelisin ,hayat beklenmedik mucizelere gebedir. Tam en dipteyim derken bir bakmışsın bir kapı açılıvermiş .
-Ben böyle cümlelere sadece kitaplarda rastladım Gürbüz abi ,benim en büyük mucizem giriş kapısını görebilen bir hastane odası ,aksi olduğunda kendimi bir logar kuyusuna düşmüş de kimse göremeyecek ,duyamayacak , fark edemeyecek diye korkuyorum. Böyle gayet iyiyim, sağol. Gürbüz abi ,farklı bir şey söyleyecekmiş gibi hafifçe doğruldu ,acıma ve hüzün karışımı bakışlarını yüzümde gezdirirken Sevil hemşirenin neşeli sesiyle irkildi. -Bugün hastamız, nasıllar bakalım?
Gayet iyiyim aslına bakarsan oldukça iyiyim, kereatin fosfokinaz değerlerim normale dönmüş ve kaslardaki myojen tutulum engellendiyse doktor bey de uygun görürse bu hafta sonuna kadar çıkabilirim diye düşünüyorum.
-Protokolü senden daha iyi bilen bir hasta görmedim Bahar’cım ,açık öğretimden tıp bölümü olunabilse eminim burada hasta değil ,başhekim olurdun.
Yüzümün kızardığını hissettim, bu cümle benim gibi hayatta somut bir başarı elde edememiş biri için övgü niteliği taşıyordu.
İçimde kendimle alakalı birkaç cümle aradım en son hangi özelliğimle alakalı muhatapı tamamen ben olan bir cümle kuran olmuş muydu?
Ben demişken ben kimdim ki? Vesvese ve korkularıyla savaşan ablam Cemile mi, Şeker hastalığının etkisiyle sinir krizlerine yenik düşüp daha sonra çevresindekilere verdiği azabın pişmanlığıyla kıvranan Saniye hala mı, vurdumduymazlığı nedeniyle hep daha kötü durumlardan nasıl kurtulacağını hesaplayan Turhan dayı mı?
Genetik, sadece taşıdığımız hastalıkta değil kaderimizde de korumuştu baskınlığını. Bütün aile bireylerini hiç ıskalamadan etkileyen myopati illeti ,belli bir yaşla beraber iyiden iyiye yerleşiyor ,ilerleyen safhalarda günlük işler için bile başkalarına muhtaç bırakıyordu.
Bütün bu düşünceler Sevil hemşirenin nabzımı ölçme esnasında hızlıca geçivermişti. Sevil hemşirenin rutin kontrollerinden sonra odadan çıkınca Gürbüz abi de kalktı neyse ben de çıkayım Yasemin ‘in
 arkadaşları gelecekmiş ,birkaç sipariş vermişti sabah, onları yetiştireyim diyerek doğruldu. Kapıya yönelecekken kapı kolu oynadı ve üç adımda yanımda beliren Feride hıçkırıklarla boynuma sarıldı . Feride’nin boynuma dolanan kollarının altından kavrayarak onunla kucaklaşmaya yeltenmişken Gürbüz abi kapının tokmağını çevirmiş ve ben kucaklaşmamı tamamlayamadan odadan çıkmıştı. Bir süre konuşmadan sarıldık Feride’yle eski günlerde sobalı evimizde yatakta ısınmaya çalışırken sarıldığımız gibi. Ne çabuk geçmişti zaman, sanki dün gibiydi traktör arkasındaki römorklara yuva yapıp bebekleri uyuttuğumuz.
Kokusu hep aynıydı, çam ağacının taze kokusu gibi Feride de çam ağacı gibiydi zaten koşullar ne olursa olsun yaprak dökmez ,hüznünü göstermez hep dimdik ve can alıcıydı zaten ailenin genlerine tek direnen kardeşim de oydu. Ben de fena sayılmazdım aslında 30 yaşına kadar hastalığın hiçbir belirtisin kati suretle sezmemiştim bile.
Ailemizin üzerine çöken kara bulutlar ilk Saniye halaya bir anda gelen şeker komasıyla sol bacağı kesilerek etki etmiş ,çocuğunun olmaması sebebiyle annemin;-” bir halan var onu ele muhtaç edecek değiliz ,babanız kahveye
 çıktığında başı öne mi eğilsin Hüsnü abi bi kız kardeşine bakamadı o kadının orda yalnız başına neler çektiğini bir kendi bilir diye konuşulurken biz burada nasıl rahat oluruz ,
-Bahar hazırla hastaneye birkaç çarşaf ,kendine birkaç takım çamaşır yarın ilk arabayla halanın yanına ,hastane köşelerinde bir başına mı bırakacağız ,ölmedik daha diye heyecanlı çıkışının ardından ne söylesem tesir etmeyeceğini bilsem de -‘sınavlar ‘dedim .Anne, üniversiteye hazırlanıyorum ben ve bilgi olmadan yapılacak bir şey değil yani oturup çalışmalıyım, diyorum .
Annemin inandığı bir durum için verdiği karardan döndüğünü daha önce hiç görmemiştim .Ve o günden sonra da görmedim. -İyi işte bundan ala sınav mı olur ,görelim insanlığını Bahar hanım, okumak isteyen bulur yolunu ,al kitaplarını da orda oku ne okuyacaksan dedikten sonra içime buhranlı bir hüzün oturdu. Halam mı, ben mi mağdurdum acaba ?Geleceği ipotek altına alınan ben ,halamın “şu an”ını kurtarmak için görevlendirilmiştim.
Feride işten döndükten sonra beni pencere önündeki çekyatın duvara bitişik kısmına dirseklerimi büküp başımı kollarımın arasına saklamış vaziyette görünce hemen yanıma gelip sarılmıştı tıpkı şu an durduğumuz gibi;
-Ne oldu Bahar, canın neden sıkkın? -Yarın halamın yanına gidiyorum ,durumu ağırlaşmış ,eniştem tek başına altından kalkamayacak.
-Bahar sen nasıl kalkacaksın bu işin içinden , patronla aram iyi konuşur ücretsiz izne çıkarım ben.
– Aman ne harika bir fikir ,tabi zaten paraya
ihtiyacımız mı var ?Şunun şurası 4 kardeşiz üstüne bir de Pınar. Ve farkında mısın dördümüz arasından tek çalışan sensin ,Feride senin aylığın ve babamın emekli maaşıyla dönüyor bu çark ,halamın geliri tedavi masraflarını karşılasa kafi. Yok ben etraflıca düşündüm ,bu sene bakımıyla ilgili her şeyi öğreneceğim ve seneye daha sistemli bir şekilde işleri yoluna koyup sınava hazırlanacağım, bu senelik nadasa bırakacağım bu işi ,girmeyeceğim. Feride içi burkulmuş bir şekilde bakışlarından fışkıran çaresizliği perdelemek isteyen yarım bir gülüşle ,neyse eksik konularım var diyordun, her şerde bir hayır vardır derler ,belki halamın dualarıyla daha iyi bir yeri kazanırsın belli mi olur diyerek kendince polyannacılık oynuyordu. Bir daha sınava hiç giremeyeceğim muhtemelen aklından bile geçmemişti. Ne kadar sarılı kaldık bilmiyorum ,kolumdaki serumun canımı acıtmasıyla verdiğim tepki Feride’nin geriye çekilip kolumu kontrol etmesi ve yanımdaki koltuğa kendini bırakmasına sebep oldu. – İyi misin ?dedi ,her anlamda soruyorum iyi misin ? Ne kadardır yalnız olduğumu fark ettim bu soruyla ,bu soruyu soran hep bendim hasta bakıcılığı yaptığım yakınlarıma. Uzun zamandır hep bu odadaydım bu oda derken bu gibi odalarda ;hep beyaz sıvalı ,kenarında bazen bir bazen iki kişi sığacak büyüklükte bir kanepe ve odanın merkezinde beyaz çarşaflı büyük bir yatak. Çok bilindik bir sahneydi benim için ama ben hep kanepenin sahibiydim bu sefer roller değişmişti. Feride’nin yüzünün inceliklerinde gezindi gözlerim alnındaki kırışıklıklar derinleşmiş ,omuzları düşmüştü. Almanya’ya gidişi geldi aklıma sonra uçağa gitmeden dönüp dönüp bakışı ,bizi terk edermişçesine bir pişmanlık hissediyordu ve bu hisler evliliğinin ilk zamanlarına gölge düşürmüştü. Her zaman mantığını ilk sırada tutmasına rağmen ,Yılmaz enişteyle
 tanışmasının ardından 2 ay içinde evlenme kararı almıştı. Hiç görmediğim kadar parlaktı gözleri onun yanından geldiğinde ,hoş Yılmaz eniştem de gerçekten onun yanına yakıştırabileceğim tek insandı ,efendi duruşu ,çalışkanlığı ,terbiyesi …Halamı kaybettikten iki sene sonraydı ,ben evime dönmüş açık öğretime başlamıştım her şey yolundaydı, evliliği ertelemek için hiçbir sebep yoktu ama içi rahat değildi ,Yılmaz için aklında tek bir soru işareti yoktu fakat yurt dışına gitmeleri gerektiğini öğrendiğinde çok düşündü bir yanda hayatının aşkı bir yanda biz yani ailesi ,”her şey yolunda” demiştim .Halamın üzüntüsü babamı yordu ama alışacak ,burada olsan da yapabileceklerimiz kısıtlı. İkna etmek için çok dil dökmüştüm. O zamana kadar hep bizim için çalışmıştı ama artık maddi olarak da daha rahattık halam ölmeden önce vasi olarak beni göstermiş ,evini ,maaşını bana bırakmıştı. Onca sıkıntıdan sonra mutluluk hakkıydı.
Ama haklarını hep çabalayarak alan insanlar, aşk gibi tesadüfen karşılaşılan duygular karşısında ne yapması gerektiğini bilemezler. Çünkü çaba sarf etmeden kazanılmış bir ödül gibi ve buna karşılık bir şeylerden
 vazgeçmeleri gerektiğini düşünür ya da ben öyle düşünüyordum ,Feride sadece koşullar ne gerektirdiyse onu yapmıştı. Yüzüme baktığını fark ettim hala cevap vermemiştim . -Kusura bakma çok dalgınım ,iyiyim gerçekten iyiyim ,daha iyi olduğum zamanlar da oldu tabii ama şükür. Feride soluklanmadan; -Uçaktan indiğim gibi senin yanına geldim. Sen sağlığına kavuşana yani kendini idare edebilir duruma gelene kadar yanındayım ,bavulları aşağıda danışmaya bıraktım. Cemile‘yle telefonda konuşabildik malum eve hapsolmuş durumda fizik tedavi de rahatlatmıyor artık onu ,Volkan abim gibi tekerlekli sandalyeye mahkum kalmaz umarım ,daha çocuklar da çok küçük . diyerek aslında Cemile ve Volkan‘ın nasıl olduğunu öğrenmek istiyordu.
-Çocukların enerjilerinden kendi vesveselerini ,korkularını düşünmeye vakti kalmıyor artık Cemile‘nin, kendi kendini geçindiriyorlar işte .Büyük olan ortaokula başlayacak baya da başarılı ,keyfi yerinde ,gururlanıyor onun için .Volkan abim için tedirginim yalnız ,içme olayını oldukça arttırdı .Gündüz çarşıda akşam da yemek yediği gibi yine çarşıya gidip ,uyumaya geliyor ,daha doğrusu bazen getiriliyor ,arkadaşları zil zurna kapının önüne bırakıp kaçıyorlar. Sorsan halinden memnun ,babam bir şey diyecek olduğunda” iki biramız da mı olmasın peder ,kumarımız yok ,çapkınlığımız yok, hoş bu tekerleklerle” diye başlayınca babam da bir şey diyemiyor haliyle .Cemile de Volkan da kendi yağında kavruluyor anlayacağın. Of valla ne kara bulutmuş üstümüzdeki ,önce halam daha yasını tutamadan dayımın hastalığı ,iyice ilerleyince, babamın gönlü razı olmadı, -halamı zor zamanında yalnız bırakmadığı için- babamın anneme olan minneti mi yoksa gerçekten yufka yüreği mi bilmem bi odayı dayıma ayırdık ,Pınar’a dayımdan çok babam ,babalık yaptı, zaten seneler önceden yanımızdaydı biliyorsun. Babasıyla aynı evde yaşamak onda çok değişik bir dalgalanma yarattı .Yengemin ani vefatının ardından dayımın Pınar’ı suçladığını öğrendi, bizim çok bilmiş ,artık aklı gidip gelen Nuriye teyzeden .Güya annesinin nasıl hanım olduğunu anlatıyordu. Laf işte ,nereye gideceğini bilmeden ,neyse bizimki bunu duyunca iyice bir haller oldu. Asilikler ,başkaldırmalar, belki de babasıyla yeni tanışmaya başladığı için ,hiç aynı evde yaşamamışlardı ki .Neyse dayım diyordum birkaç sene ona refakat ettik Pınar ve ben .Pınar daha dirayetli çıktı .Okuyacağım dedi ertelemedi
 ve üniversiteyi kazandı .Dayım da bizimle kalmak istemedi o gidince bir huzur eviyle anlaştı oraya yerleşti .Pınar sık sık gidiyor, telefondan alıyorum haberini ,bakımı gayet iyi ,orada yeni arkadaşlar, uğraşlar edinmiş.
Bazen burada olmanın tek sebebi benmişim gibi geliyor Bahar ,seni tek başına bırakmasaydım belki de myopati başlamayacaktı. Çok yıprandın. Yılmazı burada kalmaya bir şekilde ikna etmeliydim. – Feride ,hasta ziyaretine mi yoksa beni daha çok hasta etmeye mi geldin ,hayatının aşkını bulmuşken peşinden gideceksin tabi ki ,kaç kez kaç kişinin başına geliyor ki bu ?
-Peki ya senin durumun ne ,sen anlatmak istersin diye sormadım annem Volkan ‘la tartıştığınızı söyledi şu aşağı mahalledeki kasabın oğlu neydi adı hatırlayamadım onun yüzünden dedi. -Yaa bunun dillendirilmesinden dahi utanç duyuyorum ,küçük yerde yaşamanın kaçınılmaz sonu. Çarşıya öte beri almaya inmiştim. Ersan durdurdu, lisede aynı dönemiz açık öğretim sınavlarında denk gelmiştik önceleri ,sınav tarihleri açıklanmış ,gitmek istersen araba kiralayacağız sen de katılmak ister misin ?diye sordu. O sırada Volkan
 görmüş uzaktan .Akşam yemekte babam kalktıktan sonra başladı
– -Ne işin var kasap Sülo’nun oğluyla. Kim len o ,daha iki sayıyı denk getirip hesabı yapamıyor ,babası olmasa hiç kimse tutmaz yanında onu, kovalağın teki .Bir daha sağda solda görmeyeyim diye esti ,gürledi .
– Yani alakamız olmayan bir durum açıklama dahi yapmadım ama annem işte duydu konuşmaları. Ne anladı bilemem çok üzerinde durmadım . -“Tahmin etmeliydim bizimkiler işte. Seni, burayı ,ailemi çok özledim Bahar. Sen anlattıkça derinleşiyor özlemim” derken bir anda kalakaldı üzerimdeki pikenin sıyrılmasıyla bacağımdaki yanık izini görünce çığlık attı. Sakinleştirmek için biraz daha sıyırdım pikeyi üzerimden ,-Feride abartma ,sadece küçük bir iz .Sakin ol gayet iyi durumda yara. Birsen neler oldu burada ,her şeyi ama her şeyi duymak istiyorum. -Tamam anlatacağım öncelikle sakin ol ,bir de sakinleştirici veriyorlar ara ara ,tahmin edersin uykuya meylediyor. Kanepe açılıyor Feride ,sen de yoldan geldin ,geç oldu ,uyuyalım yarın yeni bir günün enerjisiyle daha net konuşalım dediğim gibi göz kapaklarıma engel olamadığımı fark ettim. Gece biten serumu yenilemeye gelen Nihal hemşirenin tıkırtısı haricinde deliksiz bir uykuyla günlerin yorgunluğunu attım. Feride’nin gelmesi iyi gelmişti. Gülümseyerek gözlerimi açtığımda Feride uyanmış ,odanın perdesini açmış bana bakıyordu. Kahvaltı için iki servis bırakmışlardı. Nihayetinde çok da lezzetli olmayan kahvaltıyı dahi Feride’yle yapmak keyifliydi. -Dinlenebildin mi diye sordu ,evet dedim gayet iyi hissediyordum gerçekten.
– -Bahar aklım karmakarışık bir an önce duyduklarımın aslı astarı neymiş öğrenmek istiyorum Aslında gayet makul bir merak içindeydi fakat ben nereden başlayacağımı bilemiyordum. Aklındaki soruların cevabını bulamadan bana rahat vermeyecek gibiydi. Yanıma bardak su alarak anlatmaya başladım. —Sanırım Cemil ağanın ani bir kalp kriziyle başladı her şey ,bütün aile seferber olmuştu ,Gürbüz ve Cevat abinin evi, haberini alan yakınlarla dolup taşmıştı ,malum mahallede en yakın komşumuz onlar, haliyle her durumdan haberdar oluyorduk tabii Yasemin de evde bunaldıkça bize kaçıyor ,Pınar ,ben ve o kahve molası veriyorduk .Tabi o dönemlerde Yaseminin gündemi de büyükbabasıydı. Onun için endişeli ve tedirgindi. Cemil ağa hastane ve ev arasında mekik dokuyordu. Ama bedeni bu yorgunluğa direnemedi iki -üç hafta içinde kendini kurtaramadı. Ruhu şad olsun iyi adamdı sen de bilirsin bize az kol kanat germedi. Bu devirde kim kimin neyine karışıyor ki ,Ölüm haberini alan herkes yasa boğuldu ,hatta babamı dahi tahminimden daha çok yaraladı onun vefatı. Senelerdir komşuluk yaptık evet ama bu denli yaralayacağını öngörmemiştim .Yasemin iki üç gün evden dahi çıkmadı ,biz gittik destek olmaya Pınar ve ben .Günler geçtikçe normal hayata dönmeye başladı Cemil ağa tayfası, hatta birkaç akşam Gürbüz ve Cevat abinin içip içip tartıştığını bile duyduk. Koskoca adamlar ne bir arada ne birbiri olmadan yapamıyordu. Yasemin “kol kırılır yen içinde kalır misali “hüznünü daha az göstermeye çalışıyordu etrafa. Havaların da güzelleşmesiyle her akşam beraber yürüyüşe çıkmaya başladık Pınar ,ben ,Yasemin .Bazen parka gidiyor bazen de tepenin orada odun parçalarını tabure yapıp sohbet ediyorduk .Keyifli zamanlardı. Yasemin’in okulu bitirmesine bir sene vardı .Tatile gelmişti. İstanbul ‘da yaşadıklarını anlatıyor ,her anısını keyifle aktarıyordu. Yasemin hep enerji dolu ,cıvıl cıvıl hep renkli bir yaşam. Pınar sıkılıyordu yalnız, Yasemin gittikten sonra bir akşam:
– – off resmen içim şişti ,yok Aras’la şunu yaptık yok arkadaşlarla bunu yaptık, bu ne yaa sen de hep pof pof ,aman büyükbabası aman arkadaşları bıktım artık bizim hiç mi derdimiz yok, ben sana anlattığım benzer durumlarda okula gittin huy değiştirdin , her şeye sürekli nasihat, arkadaşlarınla çok vakit geçiriyorsun derslerini aksatma vır vır ,başkası anlatınca ha ha ha, bıktım artık bıktım “diyerek eve girdiği gibi yatıp uyumuştu. Ertesi gün onun gönlünü alana kadar canımı çıkardı.
O akşam çok üzerine gittiğimi fark ettim kendi yapamadıklarımı onun yapmasını istiyordum ,onun için daha iyi koşullar hayal ediyordum hep. Dayımın emanetiydi bize, dayım kendi kaçmıştı ayrı mesele. O yüzden fazlasıyla koruyucu olduğumu fark etmiştim dayımın da huzurevine gidişinden sonra en yakını ben kalmıştım. Pınar’la günlerce uzun uzun konuştum .Nihayetinde uzlaştık. Bir akşam yine yürüyüşe çıktığımızda parktan geçerken Kerem ‘i gördük. Lütfü abinin oğlu, eskiden bizim mahalleye yakın cam dükkanı vardı hatırlarsın ,Pınar ve Yasemin’le akran sayılır. Mimarlık okumuş iş arıyordu o dönem ,kızları da görünce yanımıza geldi ,ayaküstü nasılsın diye muhabbet ederken çocukluk anılarına geldi muhabbet ,gülüştük. Daha sonra akşam yürüyüşlerine ara ara Kerem de dahil oldu. Eğlenceli bir grup olmuştuk .Bir süre sonra Kerem durgunlaştı ,iş bulamamaktan şikayet ediyor evdekilerle sorun yaşadığının sinyallerini veriyordu. Elimizden geldiğince aklını dağıtmaya çalışıyorduk sonra garip bir şey oldu Kerem ,Yaseminle gereğinden fazla ilgilenmeye başladı ,Yasemin’le ilgili konularda gergin tepkiler verip ,neşemize ket vurmaya başlamıştı. Birkaç gece yanımıza gelmedi. İki üç gün sonra Yasemin ,bize dert yanıp
– -“bi daha Keremin olduğu ortamda bulunmak istemiyorum .Ben onu dostum sanmıştım, benden hoşlandığını zırvaladı ,ben onun samimiyetine güvenip Aras’la olan ilişkimden bahsetmiştim. Hiç hak etmediğim cümleler duydum ve tek sebebi dostluğumu paylaşmak .Bana bir açıklama dahi yapmadan hakaret etmeye başladı her şey
aşikarmış, onun gözüne sokmaya çalışıyormuşum ve sinirli tavırlar…Kızlar uzun bir süre görmek istemiyorum Kerem’i ”diye içini dökmüştü.
Pınar, Yasemin’e sadece “ne zaman konuştunuz “diye sordu. Yasemin,-Geçen gün ödemeler için bankaya gitmiştim orada karşılaştım Keremle, işimiz bitince bir şeyler içelim diyerek bir kafeye oturduk ,keşke hiç oturmasaydık ,kardeş bildiğim insan aramızdaki her şeyi mahvetti” dedi. Aslında dışarıdan gün gibi fark ediliyordu Kerem’in ,Yasemin ‘e ilgisi ama burası küçük yer Feride; kardeşlik ,dostluk ve aşk ilişkisi arasında küçücük bir sınır var ve bu sınırın neresinde durduğun ilişkilerindeki dengeye bağlı.
Sevil hemşirenin tansiyon ve genel kontrol için odaya girmesiyle bir sessizlik oldu. Sevil ,Feride ye bakarak, Birsen ‘in gözlerindeki parlaklığın sebebi sizsiniz galiba. Kız kardeş bu hayatta insanın başına gelebilecek en güzel şey sanırım diyerek ,cihazlarını toplayarak odadan çıktığı gibi Feride ,Pınar’ı sordu. -Geldi mi buraya ?
 -Henüz ,hayır dedim belki de sadece Feride’nin umudunu kırmamak için ,gelmeyeceğinden adım kadar emindim.
Feride -Tanıdığım Pınar ,Kerem’e takmış kafayı peki ne yaptı etti istediğini aldı değil mi? diye sordu.
-Aslında öyle de denilebilir mi bilmiyorum. Cemil ağa vefatının ardından noter tasdikli bir vasiyetname bırakmış mal varlığını 3 ‘e ayırmış ve “üçte bir hisse ortağı, alenen açıklanmayacak, ismi aile efradından gizlenmek suretiyle hak sahibine yasal ve gizlilik takibi yoluyla ulaştırılacaktır “diye bir madde ekletmiş, dolayısıyla bizim Cevat abi küplere binmiş ,devlet dairesinde zor zapt edilen kavgalar ,bütün tanıdıklar devreye sokularak yapılan yazışmalar ,uzun uğraşlar sonucu yine de 3. kişi ayyuka çıkmamıştı. Gürbüz abi hep sakindi ,babamın bir bildiği vardır deyip Cevat abiyi de yatıştırmaya çalışıyordu.
Cevat abi öfkesini bir türlü engelleyemedi babasına çok kırgındı iki oğlunun dışındaki kişinin gizlenmesini ve babasının kendisine denk tuttuğu bir yabancıyı kabul edemiyordu. Nihayetinde babasından kendisine kalan ne varsa satıp mahalleye yakın bir yerden dükkan alıp kuyumculuk yapmaya başladı. Görkemli bir açılışla herkese kendisinden söz etmeyi başardı. O sıralar hala iş bulamayan Kerem’i en azından harçlığını çıkarsın diye yanına yardımcı aldı. Huylu huyundan vazgeçmez derler ya işte Cevat abinin de gösteriş sevdası zamanla işlerini zora soktu. Dükkâna haciz geldi. En zor zamanında yine abisinin kapısına dayandı.
Yasemin ‘in okulunun bitmesine birkaç ay kalmıştı zaten pek bir masrafları yoktu. Fedakârlık yapıp kendine düşen paydan, işleri yoluna sokana kadar borç olarak Cevat abiye devretti. Cevat abi biraz toparlanmaya başladı diye söylentiler dolanıyordu ki bir akşam mahallede birden uğultulu çığlık sesleri ve tüm mahalleyi savaş meydanı çaresizliğine büründüren göz gözü görmeyecek bir duman kapladı. Kapının önüne çıktığımda bir patlamanın ortasında hissettim kendimi .Çevrede hiçbir tanıdığa rastlamadım, sokağın başına gelince alevlerin Cevat abinin dükkanından geldiğini görünce bedenimi bir titreme aldı ,alevler binayı değil ruhumu eritiyordu sanki çünkü Pınar, sabah Kerem’in yanına uğrayacağım ,yardım istedi diye çıkmıştı ve Kerem dükkandaydı. Ayağımdaki yan tarafı kopmuş ev terliklerinin birkaç adımdan sonra tamamen çıkmasını
 umursamamış ,itfaiyenin çektiği bariyerleri aşarak binanın giriş kapısına yönelmiştim, Dumanların nefes almamı engellemeye başlamasıyla son gücümü Pınar diye seslenerek sarf ettim, hiçbir şey göremiyordum, Giriş kapısından ileriye gitmem mümkün değildi ,alevlerin yaklaştığını fark etmemle arkamda bir itfaiye görevlisinin çığlığını duydum önüme yanan bir kiriş devrilecekken itfaiye erinin zamanında müdahalesi pantolonumu sıyırıp geçmesiyle sonlandı. Hemen dışarıya çıkarmaya çalıştılar. Aklım Pınar’daydı onu almadan gitmeyecektim. Zor kullanarak uzaklaştırdılar beni. Yangın söndürülene kadar terk etmedim alanı ,ambulansın kapısı açık ,sedyeye bağlı baktım durdum her sönen alevde gençliğimi gördüm ,kaybedişlerimi ,yoksulluğumu ,yoksunluğumu ve giderek azalan umudumu …
Akşama doğru haber geldi .Yangın başladığında dükkan boşmuş, şahitler dinlenmiş ,yangından iki saat önce Cevat abi, Pınar ve Kerem ‘i bir arada görmüşler ve sonrası yok.
Günler sonra gizli numaradan bir arama geldi ,Pınar iyi olduğunu söyledi. Keremle kaçmışlar, Cevat abi büyük bir borç batağına girmiş ,Gürbüz abinin borcunu bırak ,bankalara ,şahıslara bir dünya borç yapmış, bir gece önce Keremle ikisi bütün altınları bir araca yükleyip kaçırmışlar, Pınar tesadüfen öğrenmiş ,Kerem’le o da ortak olmuş plana .yani yangın planlı. Gürbüz abi işte ,önce babası sonra kardeşi ,olanları duyunca yıkıldı. Yasemin ,Pınar’a da Kerem’e de akıl sır erdiremiyor. Bu arada 3. şahıs hala meçhul.
Böyle işte Feride, yangından sonra kaslarımın istemsiz kasılması ve yoğun stres genetik yatkınlık myopatiyi tetiklemiş o gün bugündür yine hastanedeyim. Uğruna savaştığım her şeyi kaybettim. Halamla başlayan savaşım kendiminkiyle son buldu ve asıl ilginç şu ki ben birileri için savaşırken aslında hiç kimse yoktu. Neyse ki giriş kapısını gören bir odadayım kim bilir belki de gelir beklenen ,belki de # her şey çok güzel olur 🙂

İlgili Makaleler

4 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

50 − = 47

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu